Bir Gazetecinin Cenazesi ve Bir Şehrin Sessizliği
Bir Gazetecinin Cenazesi ve Bir Şehrin Sessizliği
Yazarımız Mevlüt Bayraktar Yazdı," Bir Gazetecinin Cenazesi ve Bir Şehrin Sessizliği"
Bir insan ölür…
Arkasından bir şehir yürür ya da yürümez.
Aslında o gün, sadece bir insanın değil, bir toplumun vicdanı da toprağa verilir.
Gazeteci Mehmet Göyüç öldü.
Tam 103 yıllık bir hafızanın, bir geleneğin, bir direncin taşıyıcısı olan İrfan Gazetesi’nin sahibi…
Bir ömür boyunca kelimelerle direnen, yazıyla var olan bir adam…
Ve cenazesinde…
Yirmi kişi bile yoktu.
Düşündüm…
Bir şehir, kendi hafızasını bu kadar mı sessiz uğurlar?
Gazeteciler…
Tarihin aynasıdır derler.
Ama kimse aynaya bakmayı sevmez.
Çünkü ayna yalan söylemez.
Ve gerçek, çoğu insan için taşınamayacak kadar ağırdır.
Mehmet Göyüç belki de bu yüzden yalnızdı.
Bir gazeteci ne yapar?
Görülmeyeni gösterir.
Duyulmayanı yazar.
Unutulmak isteneni hatırlatır.
Ama bedeli vardır bunun…
İnsanlar seni okur, ama seni sahiplenmez.
Sen onlar için yazarsın,
Ama onlar senin için yürümez.
Cenazesinde bunu gördük.
Yirmi kişi…
Bir ömürlük emeğin, bir asırlık gazetenin, bir şehrin hafızasının karşılığı bu muydu?
Yoksa bu sayı, aslında bizim neye dönüştüğümüzün rakamsal bir ifadesi miydi?
Bir zamanlar gazeteler vardı…
Bir haber çıktığında şehir ayağa kalkardı.
Bir köşe yazısı, bir vicdanın sesi olurdu.
Gazeteci, sadece yazan değil; Aynı zamanda toplumu diri tutan bir nabızdı.
Şimdi…
Herkes konuşuyor, ama kimse duymuyor.
Herkes yazıyor, ama kimse okumuyor.
Ve en acısı…
Herkes yaşıyor, ama kimse hatırlamıyor.
Mehmet Göyüç’ün cenazesi, bir adamın yalnızlığı değil,
Bir toplumun hafıza kaybıydı.
Belki de toplum biz gazetecileri yanlış anladı.
Gazeteciliği bir meslek sandılar.
Oysa gazeteciler tarihin birer tanığıdır.
Bu şehrin, bu ülkenin, bu hayatın tanıkları…
Ama tanıklar hep yalnızdır.
Mahkeme salonlarında da böyledir…
Gerçeği söyleyen, en çok yalnız kalan olur.
Çünkü gerçek, alkışlanmaz.
Sadece kayda geçer.
Mehmet Göyüç de kayda geçti.
Yazdıklarıyla, sustuklarıyla, direnişiyle…
Ama onu uğurlarken,
Biz kendimizi kaybettik.
Belki yıllar sonra birileri arşivleri karıştıracak,
O sararmış gazeteleri eline alacak ve diyecek ki: “Bu adam bu şehir için yazmış…”
Ama o gün geldiğinde, bugünkü sessizliğimiz tarihin en yüksek sesi olacak.
Çünkü bazı cenazeler kalabalıkla değil, yoklukla konuşur.
Ve o gün… Bir gazeteci değil, bir şehrin vicdanı ve tarihi sessizce toprağa verildi.
Mevlüt Bayraktar
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.