Fail belli’ Suçlu Kim?

SİVEREK 07.03.2026 - 13:41, Güncelleme: 07.03.2026 - 13:41
 

Fail belli’ Suçlu Kim?

Yazarımız Eğitimci Mehmet Sadık Kıran Yazdı
Fail belli’ Suçlu Kim?           Evet, yazımızın başlığında belirttim: Fail belli suçlu kim? Bu olay bir “istisna” değil. Bu, yıllardır biriken ihmallerin, “şimdilik bir şey olmaz” diye ötelenen uyarıların, “çocuk işte” diye geçiştirilen öfkelerin, okulu salt ‘’bir bakım evi’’ öğretmeni bakıcı gören, öğretmenleri korumasız bırakan anlayışın kanlı bir sonucu.              Katil ifadesinde  “olaydan 2 gün önce sevgilimden ayrıldım; bu yüzden okula rehber öğretmenimiz Şeyda Hoca ile görüşmek için gittim. Aradım fakat bulamadım. Şeyda Hoca ile görüştükten sonra intihar edecektim. Bulamayınca strese girdim, sesler duymaya başladım. Rastgele bir sınıfa girip ilk kimi gördüysem ona saldırdım. Kendimde değildim, sadece koridorda koştuğumu hatırlıyorum." dedi.       Fatma Nur Çelik öğretmenin biyoloji dersine girdiğini söyleyen katil  "Bir husumetimiz yoktu. Zeynep öğretmeni tanıyorum, daha önce kimya dersimize girmişti. Onunla da aramda bir husumet yoktu. Salih'i ise daha önceden tanımıyorum. Rastgele bıçakladım. Yanımda her zaman bıçak taşırdım. O güne özel bir şey değildi. Beni azmettiren herhangi bir kimse yoktur. Yaralanan kişilerden özür diliyorum." dedi.        Gencecik bir cana kast edip 11 yaşındaki bir yavruyu annesiz bırakan, bir annenin de yüreğine kor ateş düşüren katil bir de özür dilemiş. İnsan kahroluyor!         Canice gerçekleştirilen bu olayı analiz edip; sonuçtan ziyade sebepleri üzerinde durmak gerekiyor. Aksi takdirde bu olay ilk olmadığı gibi son olmayacak. O zaman Ne yapmalı?             Eğitim ekosistemi büyük bir ekosistem bu sistemin bileşenleri var. Bu bileşenler; eğitim politikalarını yapanlar, aile, okul, öğretmen, birey ve toplum dur. Milli eğitim bakanlığı 2025-2026 verilerine göre; Resmi Kurumlar: 1.019.671 öğretmen. Özel Kurumlar: 177.738 öğretmen      olmak üzere, bakanlığın bir milyonun üzerinde çalışanı olan büyük bir eğitim ordusu var. Her meslek gurubunda olduğu gibi bu büyük camiada da işini hakkıyla yapmayanlar olabilir. Ama bu bir elin üç beş parmağını geçmez. Özellikle şunu belirmekte fayda var. Böyle devasa bir topluluğu toptancı bir yaklaşımla işini layıkıyla yapmayan üç beş kişi yüzünden suçlamak ve bu camianın tamamına mal etmek büyük bir haksızlıktır.          Şiddet, şımarıklık, yoksulluk, aile kavramının aşınması ve sonuçta madde kullanan bireyler… Bunların hepsi okul kapısından içeri giriyor ve öğretmenlerin derdi oluyor. Ailenin, toplumun, bireyin çözemediği sorunların faturasını ne yazık ki öğretmenler ödüyor. Öğretmenler bütün bu sıkıntılarla baş etmeye çalışırken bir de toplumun bir kesimi tarafından öğretmenlerin yıl boyunca hakkı olan iki aylık yaz tatilleri utanmadan sıkılmadan üç ay olarak dile getiriliyor, sömestr tatili çok görülüyor; hatta olumsuz hava koşullarındaki tatillerde bile kusur öğretmenlerde aranıyor. Öğretmenler yarım gün okula gidiyor, yazın üç ay yatıyorlar gibi sorunlu bakış açıları öğretmenleri hedef tahtası yapıyor.        Eğitimle istenen sonuçları almak istiyorsak; bu bileşenler bazen ayrı üzerine düşeni yapması gerekirken bazen de diğer bileşenlerle iş birliği içinde olmalıdır. Çocuklar birçok değeri ve davranışı (saygı, merhamet, sevgi, sınırlarını bilme, iletişim kurma, kendini ifade etme, duygularını yönetme, öfke kontrolü…) ailede öğrenir. Eğitim ailede başlar, okulda şekillenir, toplumda vücut bulur. Bir öğretmen olarak hakkı teslim etmek adına şunu çok net söyleyebilirim; Çok zor ekonomik koşularda olmasına rağmen çocuklarının eğitim hayatı için her türlü fedakârlığı yapan ve çoğunlukta olan bir veli kitlesi var. Ancak çocuğun ihtiyaçlarını karşılamakla, çocuğa harçlık vermekle, çocuğu okula göndermekle velilerin sorumluluğu bitmiyor.                Eskiden ailenin çocuklar üzerindeki otoritesi, çocukları yetiştirme tarzı okulun ve öğretmenin işini kolaylaştırıyordu. Çocuklar öğretmenlerine karşı en ufak bir saygısızlık yaptığında karşılarında ilk önce aileyi buluyorlardı. Dolayısıyla çocuk bırakın bir öğretmenin canına kastetmeyi, okulda öğretmene saygısızlık yapmayı; okul içinde okul dışında öğretmeni gördüğünde hemen önünü ilikler, saygı duruşuna geçerdi. Günümüzde popüler kültürün etkisi, manevi değerlerin yozlaşması, aile kurumunun vasfını kaybedecek duruma gelmesi gibi durumlar sebebiyle çocuk öğretmeni gördüğünde bırakın saygı göstermeyi,  her türlü saygısızlığı pervasızca gösterebiliyor        Sosyal medya, olumsuz dijital içerikler, TV ekranlarında şiddet içeren programlar ve şiddet içerikli oyunlar çocuklar üzerinde ciddi anlamda olumsuz etkileri oluyor buda ailelerin işini oldukça zorlaştırıyor. Bu olumsuz etkenlerle velilerin tek başına mücadele etmesi mümkün değildir. Bu konularda devletimizin de acil bir takım yasal düzenlemeler yapması gerekiyor. Çocukları olumsuz etkileyen bu olumsuz etkenleri aşmak için veliler, çocuk okula giderken, çocuk okuldayken ve çocuk okul dışındayken mutlaka çocuğunun takibini yapmalıdır. Çünkü çocuk birçok olumsuz davranışı okul dışındayken ediniyor. Dolayısıyla velilerin bu konuda hassas olması gerekiyor. .            Artık öğretmenler çocuğu olumsuz bir davranışta uyarmaya çekiniyor. Uyardığı zaman “cimer”,  “soruşturma” tehditleri… Çoğu zaman velinin bir hışımla okula gelip “çocuğumun psikolojisini bozdunuz,  çocuğuma karışamazsınız” söylemleri… Öğretmene yardımcı olacaklarına öğretmenin öğretmenlik alanına girip bir de öğretmenin başına uzman kesilebiliyorlar. Bunu gören öğrenciler bırakın davranışlarını düzeltmeyi daha da kötü davranışlar sergileyebiliyor.        Böyle olumsuz durumlarla karşılaşan öğretmenlerin motivasyonu kalır mı? Okul düzenini bozan, akranlarına zorbalık yapan öğrencilere müdahale edebilir mi? Sizlere soruyorum: Bir öğretmenin katledişini gören öğretmenler artık okullara gönül rahatlığıyla gidip gönül rahatlığıyla işini yapabilir mi?           Veli olarak çocuklarımdan biliyorum; çocuklarımın öğretmenlerinin çocuklarıma verdikleri emeği, yaptıkları dokunuşları bir öğretmen olarak çok net gözlemliyorum. Bu vesileyle onlara da teşekkürü bir borç biliyorum. Öğretmenlik mesleği bir adanmışlık mesleğidir. Bu mesleği kutsal yapan, eğitim yoluyla öğrencilerin hayatına dokunup öğrencileri kendi ayakları üzerinde durabilen; ailesine, topluma ve devletine faydalı bireyler olarak yetişmesini sağlamaktır. Öğretmenler eğitim ekosisteminin en etkili bileşenlerindendir. Öncellikle Eğitim ekosisteminin tüm bileşenleri üzerine düşeni yapacak sonra da öğretmenlerden görevlerine yapmasını isteyecek. Bu tespitlerden sonra yapılması gereken hususlar; Sosyal medya, olumsuz dijital içerikler, TV ekranlarındaki olumsuz film ve programlar için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Liselerde zorunlu eğitimin bir daha gözden geçirilmesi gerekir. Günümüzde bilgiye erişim kolay olduğu için; ilkokul, ortaokul ve lisede haftalık ders saatlerinin düşürülmesi gerekiyor. İlkokulda haftada 25 saat ortaokulda haftada 25 saat lisede de haftada 30 saat yeterli olacağı kanaatindeyim. Çocukların isteyerek, severek okullara gelmesi için; okulların fiziki durumlarının yeniden tasarlanması gerekir. Yerel yönetimlerce yapılacak, çocukların okul dışındayken olumsuz platformlardan uzak durmasını sağlayacak kaliteli zaman geçirebilecekleri sosyal, sportif, sanatsal ve bilimsel faaliyetler yapabilecekleri fiziki bina yerleşkelerine ihtiyaç var.(kent enstitüleri, spor salonları, sanat atölyeleri……. ) Öğretmenlik mesleğinin sihirli sözcüğü sevgidir; ama sevgi kurşungeçirmez yelek değildir. .Öğretmenler toplumun kutup yıldızı gibidir. Öğretmen güvende değilse toplumun geleceği tehlikededir.   Fatma Nur öğretmenimize bir daha Allah’ tan rahmet, ailesine ve sevdiklerine sabırlar diliyorum… Böyle olayların yaşanmaması dileğiyle kalın sağlıcakla…..         
Yazarımız Eğitimci Mehmet Sadık Kıran Yazdı

Fail belli’ Suçlu Kim?

          Evet, yazımızın başlığında belirttim: Fail belli suçlu kim? Bu olay bir “istisna” değil. Bu, yıllardır biriken ihmallerin, “şimdilik bir şey olmaz” diye ötelenen uyarıların, “çocuk işte” diye geçiştirilen öfkelerin, okulu salt ‘’bir bakım evi’’ öğretmeni bakıcı gören, öğretmenleri korumasız bırakan anlayışın kanlı bir sonucu.

             Katil ifadesinde  “olaydan 2 gün önce sevgilimden ayrıldım; bu yüzden okula rehber öğretmenimiz Şeyda Hoca ile görüşmek için gittim. Aradım fakat bulamadım. Şeyda Hoca ile görüştükten sonra intihar edecektim. Bulamayınca strese girdim, sesler duymaya başladım. Rastgele bir sınıfa girip ilk kimi gördüysem ona saldırdım. Kendimde değildim, sadece koridorda koştuğumu hatırlıyorum." dedi.

      Fatma Nur Çelik öğretmenin biyoloji dersine girdiğini söyleyen katil  "Bir husumetimiz yoktu. Zeynep öğretmeni tanıyorum, daha önce kimya dersimize girmişti. Onunla da aramda bir husumet yoktu. Salih'i ise daha önceden tanımıyorum. Rastgele bıçakladım. Yanımda her zaman bıçak taşırdım. O güne özel bir şey değildi. Beni azmettiren herhangi bir kimse yoktur. Yaralanan kişilerden özür diliyorum." dedi.

       Gencecik bir cana kast edip 11 yaşındaki bir yavruyu annesiz bırakan, bir annenin de yüreğine kor ateş düşüren katil bir de özür dilemiş. İnsan kahroluyor!

       

Canice gerçekleştirilen bu olayı analiz edip; sonuçtan ziyade sebepleri üzerinde durmak gerekiyor. Aksi takdirde bu olay ilk olmadığı gibi son olmayacak. O zaman Ne yapmalı?

            Eğitim ekosistemi büyük bir ekosistem bu sistemin bileşenleri var. Bu bileşenler; eğitim politikalarını yapanlar, aile, okul, öğretmen, birey ve toplum dur. Milli eğitim bakanlığı 2025-2026 verilerine göre;

  • Resmi Kurumlar: 1.019.671 öğretmen.
  • Özel Kurumlar: 177.738 öğretmen      olmak üzere, bakanlığın bir milyonun üzerinde çalışanı olan büyük bir eğitim ordusu var. Her meslek gurubunda olduğu gibi bu büyük camiada da işini hakkıyla yapmayanlar olabilir. Ama bu bir elin üç beş parmağını geçmez. Özellikle şunu belirmekte fayda var. Böyle devasa bir topluluğu toptancı bir yaklaşımla işini layıkıyla yapmayan üç beş kişi yüzünden suçlamak ve bu camianın tamamına mal etmek büyük bir haksızlıktır.

         Şiddet, şımarıklık, yoksulluk, aile kavramının aşınması ve sonuçta madde kullanan bireyler… Bunların hepsi okul kapısından içeri giriyor ve öğretmenlerin derdi oluyor. Ailenin, toplumun, bireyin çözemediği sorunların faturasını ne yazık ki öğretmenler ödüyor. Öğretmenler bütün bu sıkıntılarla baş etmeye çalışırken bir de toplumun bir kesimi tarafından öğretmenlerin yıl boyunca hakkı olan iki aylık yaz tatilleri utanmadan sıkılmadan üç ay olarak dile getiriliyor, sömestr tatili çok görülüyor; hatta olumsuz hava koşullarındaki tatillerde bile kusur öğretmenlerde aranıyor. Öğretmenler yarım gün okula gidiyor, yazın üç ay yatıyorlar gibi sorunlu bakış açıları öğretmenleri hedef tahtası yapıyor.

       Eğitimle istenen sonuçları almak istiyorsak; bu bileşenler bazen ayrı üzerine düşeni yapması gerekirken bazen de diğer bileşenlerle iş birliği içinde olmalıdır. Çocuklar birçok değeri ve davranışı (saygı, merhamet, sevgi, sınırlarını bilme, iletişim kurma, kendini ifade etme, duygularını yönetme, öfke kontrolü…) ailede öğrenir. Eğitim ailede başlar, okulda şekillenir, toplumda vücut bulur. Bir öğretmen olarak hakkı teslim etmek adına şunu çok net söyleyebilirim; Çok zor ekonomik koşularda olmasına rağmen çocuklarının eğitim hayatı için her türlü fedakârlığı yapan ve çoğunlukta olan bir veli kitlesi var. Ancak çocuğun ihtiyaçlarını karşılamakla, çocuğa harçlık vermekle, çocuğu okula göndermekle velilerin sorumluluğu bitmiyor.      

         Eskiden ailenin çocuklar üzerindeki otoritesi, çocukları yetiştirme tarzı okulun ve öğretmenin işini kolaylaştırıyordu. Çocuklar öğretmenlerine karşı en ufak bir saygısızlık yaptığında karşılarında ilk önce aileyi buluyorlardı. Dolayısıyla çocuk bırakın bir öğretmenin canına kastetmeyi, okulda öğretmene saygısızlık yapmayı; okul içinde okul dışında öğretmeni gördüğünde hemen önünü ilikler, saygı duruşuna geçerdi. Günümüzde popüler kültürün etkisi, manevi değerlerin yozlaşması, aile kurumunun vasfını kaybedecek duruma gelmesi gibi durumlar sebebiyle çocuk öğretmeni gördüğünde bırakın saygı göstermeyi,  her türlü saygısızlığı pervasızca gösterebiliyor

       Sosyal medya, olumsuz dijital içerikler, TV ekranlarında şiddet içeren programlar ve şiddet içerikli oyunlar çocuklar üzerinde ciddi anlamda olumsuz etkileri oluyor buda ailelerin işini oldukça zorlaştırıyor. Bu olumsuz etkenlerle velilerin tek başına mücadele etmesi mümkün değildir. Bu konularda devletimizin de acil bir takım yasal düzenlemeler yapması gerekiyor. Çocukları olumsuz etkileyen bu olumsuz etkenleri aşmak için veliler, çocuk okula giderken, çocuk okuldayken ve çocuk okul dışındayken mutlaka çocuğunun takibini yapmalıdır. Çünkü çocuk birçok olumsuz davranışı okul dışındayken ediniyor. Dolayısıyla velilerin bu konuda hassas olması gerekiyor.

.

           Artık öğretmenler çocuğu olumsuz bir davranışta uyarmaya çekiniyor. Uyardığı zaman “cimer”,  “soruşturma” tehditleri… Çoğu zaman velinin bir hışımla okula gelip “çocuğumun psikolojisini bozdunuz,  çocuğuma karışamazsınız” söylemleri… Öğretmene yardımcı olacaklarına öğretmenin öğretmenlik alanına girip bir de öğretmenin başına uzman kesilebiliyorlar. Bunu gören öğrenciler bırakın davranışlarını düzeltmeyi daha da kötü davranışlar sergileyebiliyor.

       Böyle olumsuz durumlarla karşılaşan öğretmenlerin motivasyonu kalır mı? Okul düzenini bozan, akranlarına zorbalık yapan öğrencilere müdahale edebilir mi? Sizlere soruyorum: Bir öğretmenin katledişini gören öğretmenler artık okullara gönül rahatlığıyla gidip gönül rahatlığıyla işini yapabilir mi?

          Veli olarak çocuklarımdan biliyorum; çocuklarımın öğretmenlerinin çocuklarıma verdikleri emeği, yaptıkları dokunuşları bir öğretmen olarak çok net gözlemliyorum. Bu vesileyle onlara da teşekkürü bir borç biliyorum. Öğretmenlik mesleği bir adanmışlık mesleğidir. Bu mesleği kutsal yapan, eğitim yoluyla öğrencilerin hayatına dokunup öğrencileri kendi ayakları üzerinde durabilen; ailesine, topluma ve devletine faydalı bireyler olarak yetişmesini sağlamaktır. Öğretmenler eğitim ekosisteminin en etkili bileşenlerindendir. Öncellikle Eğitim ekosisteminin tüm bileşenleri üzerine düşeni yapacak sonra da öğretmenlerden görevlerine yapmasını isteyecek.

Bu tespitlerden sonra yapılması gereken hususlar;

  • Sosyal medya, olumsuz dijital içerikler, TV ekranlarındaki olumsuz film ve programlar için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Liselerde zorunlu eğitimin bir daha gözden geçirilmesi gerekir.
  • Günümüzde bilgiye erişim kolay olduğu için; ilkokul, ortaokul ve lisede haftalık ders saatlerinin düşürülmesi gerekiyor. İlkokulda haftada 25 saat ortaokulda haftada 25 saat lisede de haftada 30 saat yeterli olacağı kanaatindeyim.
  • Çocukların isteyerek, severek okullara gelmesi için; okulların fiziki durumlarının yeniden tasarlanması gerekir.
  • Yerel yönetimlerce yapılacak, çocukların okul dışındayken olumsuz platformlardan uzak durmasını sağlayacak kaliteli zaman geçirebilecekleri sosyal, sportif, sanatsal ve bilimsel faaliyetler yapabilecekleri fiziki bina yerleşkelerine ihtiyaç var.(kent enstitüleri, spor salonları, sanat atölyeleri……. )

Öğretmenlik mesleğinin sihirli sözcüğü sevgidir; ama sevgi kurşungeçirmez yelek değildir.

.Öğretmenler toplumun kutup yıldızı gibidir. Öğretmen güvende değilse toplumun geleceği tehlikededir.

  Fatma Nur öğretmenimize bir daha Allah’ tan rahmet, ailesine ve sevdiklerine sabırlar diliyorum…

Böyle olayların yaşanmaması dileğiyle kalın sağlıcakla…..

 

      

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habersiverek.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.