Siyasetçi Kimdir, Nedir? Siverek Tabiriyle “Karê Çeqelano” mu?
Siyasetçi Kimdir, Nedir? Siverek Tabiriyle “Karê Çeqelano” mu?
Eğitimci, yazar İlyas Gizligöl yazdı " Siyasetçi Kimdir, Nedir? Siverek Tabiriyle “Karê Çeqelano” mu?"
Yarası olan gocunur. Alınganlık göstermeyelim; üstüne alınan alınsın. Toplum olarak yönümüzü ve geleceğimizi şekillendiren, bizim adımıza karar veren insanlar eleştiriye de açık olmak zorundadır.
Ancak birçok insanın gözünde siyaset ve siyasetçi, Siverek tabiriyle çoğu zaman “karê çeqelano”, yani “çakal işi” gibi anılan, adlandırılan bir şey oldu.
Siyaset ve politika tanımına, ortaya çıkışına, Yunan şehir devletlerine, Platon’un Devlet’ine hiç girmeyeceğim. Direkt meselenin içinden geçeyim.
Dünyanın farklı yerlerinde siyasetçilerin karakteristik özelliklerini, onları ortaya çıkaran koşulları, mesleklerini, varlık sebeplerini ve başka isim ve sıfatlarla anıldıklarını elbette biliyoruz. Ben burada bilimsel bir makale yazmıyorum; Türkiye’de yerelden başlayıp genele uzanan, yıllardır gördüğüm ve gözlemlediğim bir gerçeklikten söz edeceğim. Düşünen, doğru yerden bakan insanların önemli bir kısmının bu gözlemlere hak vereceğini düşünüyorum.
Siverek’te “çakal” dediğimiz tipin belli başlı özellikleri vardır. Eskiden özellikle topluma ve kendisine zarar veren davranışlarla ortaya çıkan genç tipler üzerinden bu kavramı kullanırdık. Kendi vücuduna jilet atmak, yıkıcı ve serseri tavırlar sergilemek, kimi zaman madde kullanmak, yer yer hırsızlık yapmak; gücünün ve gözünün kestiğine karşı kabadayılık taslamak, fakat gücünün yetmediği kişinin karşısında pısırık bir yalaka gibi davranmak…
Esnafa borç takmak, yalan söylemek,bir meslek edinme ve kendi ayakları üzerinde durma derdi taşımamak, babadan veya sağdan soldan geçinmek, toplumdan saygı görmek yerine korku yaratmaya çalışmak…
Çakalın temel meselesi saygı görmek değil, korkulan biri olmaktır. Toplumu aldatmanın zekâ kabiliyeti olduğunu sanmaktır.
Sözleri ve davranışları nezaket, erdem ve etik üzerinden değil; güç, çıkar ve korku üzerinden şekillenir. Kaba saba bir tiptir. Toplumun ortak menfaatine göre değil, kendi çıkarına ve tatminine göre hareket eder.
Bu özellikler yalnızca ortaokul veya lise yıllarındaki kriminal tiplerde görülmez. Çakal karakteri; farklı mesleklere, ailelere, ekonomik durumlara ve sosyal statülere sahip insanlarda da ortaya çıkabilir. Yani meslek sahibi olmak, tek başına iyi insan, erdemli insan veya ahlaklı insan olmak anlamına gelmez.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta da burada başlıyor:
Çakal fıtratına ve özelliklerine sahip insanlar, bürokraside ve özellikle siyasette de görünür hâle gelebiliyor.
1980 darbesinden sonra Türkiye’de siyaset meydanında erdemli, ahlaklı, bilgili ve toplumun ortak çıkarına göre hareket eden insanların giderek daha az görünür olduğunu düşünüyorum. Elbette siyaseti yalnızca kişilik özellikleriyle açıklamak mümkün değildir. İdeolojik, konjonktürel ve sosyolojik pek çok sebep vardır. Siyasetçiler farklı toplum kesimlerinin temsilcileri olarak farklı tutumlar da alabilirler. Benim derdim bunları bilimsel bir teori hâline getirmek değil; yerelde gördüğüm manzarayı anlatmaktır.
Siyasetçinin parti teşkilatının en dibinden başlayıp yukarı doğru çıktığı süreçte de ilginç bir tablo görüyorum. En alttaki görevlerden itibaren “merdimo salme” dediğimiz tipler daha fazla görünüyor. Yukarı çıktıkça çakallık ortaya çıkıyor. Daha üst makamlarda ise zaman zaman bunun tersine, kendisini düzelten ve dönüştüren insanlar da çıkabiliyor. İstisnalar her yerde.
Veya zaten bir şekilde düzgün bir insan, bir yolunu bulmuş, bir şans edinmiştir. Şahsen genelleme yapmaya karşıyım.
Ama özellikle siyasetin en alt kademelerinde, işsiz güçsüz ve herhangi bir mesleki birikimi olmayan kişilerden oluşan bir kesimin, zamanla çeşitli unvanlar alarak toplumun karşısına çıktığını görüyoruz.
Gördüğüm bazı partilerde çalışan siyasetçi tipleri esnafa borç takıyor, bilgisiz ve eğitimsiz olduğunu unutup toplumun karşısına çıkıyor, nutuk atıyor ve toplumun bir kesimine veya tamamına yol gösterici olduğuna inanıyor. Parti merkezini aldatıyor, aldatıcı, yalan yanlış bilgiler veriyor. Kendinden aşağıda gördüğünü eziyor, üstündekinin karşısında iki büklüm olup yağcılık yapıyor. Siyaseti zenginleşme, bir yere gelme, bir güç sahibi olma aracı olarak kullanıyor.
Sağa sola “iş bitiriyorum” havası verip para koparmaya çalışıyor. Genellikle belirgin bir mesleği, uzmanlığı veya yıllar içinde oluşturduğu bir mesleki başarısı bulunmuyor. Makam ve imkân arttıkça, bazıları için bunun sonu hırsızlığa ve yolsuzluğa kadar varabiliyor.
Oysa kendisini yetiştirmiş, hangi meslekten olursa olsun işini dürüstçe yapan, mesleğinde başarı göstermiş, toplum tarafından saygı duyulan ve sevilen insanların siyasette pek tutulmadığını görüyoruz.
İşte burada başka bir paradoks ortaya çıkıyor:
Topluma en fazla katkı sağlayabilecek insanlar siyasetten uzak dururken, çakal meydanı boş buluyor.
“Merdimo salme bolo” dediğimiz, gerçek hayatımızdaki bu tipler de zaman zaman çakal siyasetçinin değirmenine su taşıyor.
Çeqel, yani çakal, bazen ticaret yapar, bazen siyaset. Her iki alanda da kandıran, aldatan, kendi menfaati uğruna karşısındaki insanı veya toplumu sömüren ya da uzun vadede zarar veren bir anlayışla hareket edebilir.
Çakal kimi zaman bilinen bir ailenin çocuğudur, kimi zaman da arkasında güçlü bir ailesi veya aşireti olmayan biridir. Siyasete yönelmek, bazıları için başka alanlarda elde edemediği gücü elde etmenin yolu hâline gelir. Kimsesiz olan başka mesleklerde şansını zorlar; çakal karakterine sahip olan ise kimi zaman siyasete direksiyon kırar.
Meslek sahibi olmak, tek başına iyi insan, erdemli insan veya ahlaklı insan olmak demek değildir. Bazen mesleği ne olursa olsun, çakallaşma sonradan da çıkabiliyor. Veya olana biraz daha da ekleyebiliyorlar.
Kısacası toplumda kendisini yetiştirmiş, eğitimli, mesleki başarı göstermiş, ahlaki değerleri olan, sevilen ve sayılan insanların siyasetten uzak durması; buna karşılık çakal karakterindeki insanların siyasette daha fazla alan bulması ciddi bir toplumsal paradokstur.
Çünkü çakalın önemli özelliklerinden biri de kaybedecek fazla bir şeyinin olmamasıdır. Başarısızlık veya bilgisizlik duygusuyla özgüven kırılması yaşamaz. Kendini sorgulama ihtiyacı da çoğu zaman duymaz. Kendisini olduğundan büyük görür, bulunduğu makamı kişisel değerinin kanıtı sanabilir.
Fakat insan değişen ve dönüşen bir varlıktır.
Bugün çakallık emaresi taşıyan biri, yarın kendisini sorgulayabilir, hatalarını görebilir ve değişebilir. Bu nedenle siyasette olan herkese düşmanlıkla değil, biraz da öz eleştiriyle bakmak gerekir.
Hâlihazırda siyasetin içinde bulunanlar, kendilerini bu yazının içinde bir yerde görüyorlarsa, “Ben de acaba böyle davranıyor muyum?” diye sormalıdır.
Varsa üzerlerindeki çakallık emarelerini atmalıdırlar.
Çünkü mesele insanı yaftalamak değil; insanın kendisini değiştirme ve dönüştürme ihtimalini hatırlatmaktır.
Siyaset, toplumun ortak geleceğini ilgilendiren bir iştir. O yüzden siyasetçinin temel ölçüsü ne korkutmak, ne güç gösterisi yapmak, ne de birilerinin önünde eğilip başka birilerinin üzerine basmak olmalıdır.
Temel ölçü çok daha basittir:
Dürüstlük, liyakat, ahlak, bilgi ve toplumun ortak çıkarına hizmet etmek.
Gerisi, Siverek tabiriyle, gerçekten de “karê çeqelano” olmaktan öteye geçmez.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.